22/8/2007
ibrahim Kaypakkaya
Aşağıdaki yazı, Teori ve Politika dergisinden alıntıdır.
İbrahim Kaypakkaya
Marksist Tarihyazımı İçin
Bir Başlangıç Noktası
Melik Kara
AÅŸağıda, 1990'da kaleme alınmış iki yazıya yer veriyoruz. Yazılar, yazarın bugünkü teorik ve politik yaklaşımlarıyla temel ayrımlar içermiyor. Ancak, MaoculuÄŸun anti-Marksist bir ideoloji sayılması gibi önemli bir mesele, Türkiye'de pratik-politik Marksizmin Mao Zedung'la ilgili 'özel tarihi' baÄŸlamında deÄŸerlendirilmek gerekmekle birlikte, vurgulanmalıdır. Öte yandan, ikinci yazıdaki, "Kaypakkaya’nın politik çizgisini, 'küçük burjuva devrimci demokrasisi içinde Marksist proleter sosyalizmine en yakın olan' gibi ne idüğü belirsiz, ayrımları kategorik kılma kudretinden yoksun ve pısırık bir ifadeyle tanımlama" sözünün baÅŸlıca muhatabı, o günlerde Kaypakkaya'nın politik platformunu hakbilir bir ÅŸekilde ve Türkiye devrimci hareketinde görülmeyen bir tarzda ortaya koyan, fakat Kaypakkaya'nın, Marksizme en fazla yaklaÅŸan devrimci olmasına raÄŸmen, bu niteliÄŸi edindiÄŸinin söylenemeyeceÄŸi ÅŸeklindeki görüşüyle Ekim yazarı H. Fırat ile MLKP'nin önceli politik örgütlerin yaptığı tartışmada ortaya çıkan eÄŸilimdi. Ayrıca H. Fırat, yazıda geçen "bir-iki dürüst istisna"nın içinde kabul ediliyordu.
Yazıların her ikisi de yayın yaşamına son vermiş Emeğin Bayrağında yayınlandı. İlki, bu derginin 15-28 Nisan 1990 tarihli 26. sayısında, diğeri 15-29 Haziran 1990 tarihli 27. sayısında yayınlandı. Her bir yazının orijinal başlığı korundu. Ancak, iki yazının ' tek bir yazı' kabul edilebileceği düşüncesiyle, 'bir başlık' altında yayınlama hakkı görüldü.
Marksist tarihyazımı için bir başlangıç noktası: TKP-ML Hareketinin kuruluşu
Tarihsel süreçle bugüne iletilmeyen ilgiye değmeyendir. Tarihimize, varlığımızın kendiliğinden bilinciyle bakmamız yetmiyor. Tarihimizi kurmak gerekiyor. Bu, tarih bilincinin nedeni ve sonucudur.
Türkiye’de politik Marksizm bir tarihe sahiptir. Bugüne ve yarına hazır olmanın temeli, bu tarihsel diyalektiÄŸin kavranmasıdır.
Sol hareketin 1960’lı yıllar boyunca iÅŸleyen tarihine bakıldığında görülecektir Atılan her yeni adım -belki bir ÅŸeyleri alıp götürmüştür, ama kesin olan odur ki-, bir öncekinin ilerisindedir. İlerleme doÄŸrusal deÄŸil sıçramalıdır ve Türkiye Komünist Partisi - Marksist-Leninist (“TKP-ML”) Hareketinin kuruluÅŸu, Türkiye devrimci hareketinde temel bir çizginin, önceki çizgilerden kopmuÅŸ ve artık kendi özgüllüğünü kurmuÅŸ bu çizginin de “ilk vuruÅŸu” anlamına geliyor.
“TKP-ML”, 1972 Nisan ayının som günlerinde, İbrahim Kaypakkaya önderliÄŸinde bir grup genç devrimci tarafından kuruldu. Devrimci örgütler, genel bir kural olarak genç insanlar tarafından kurulur. Türkiye sol hareketini, “TKP-ML” Hareketine getiren yol neydi? 60’lı yıllarda sol hareket içinde, bugün de uzanımlarına tanık olduÄŸumuz iki ayrı çizgi belirginleÅŸmiÅŸti: Milli Demokratik Devrimciler ve Sosyalist Devrimciler. Türkiye’de devrimci geleneklerin dölyatağı MDD çizgisidir. Ulusal ve uluslararası devrimci dinamiklere açık olan MDD çizgisi çevresinde geliÅŸen gençlik hareketinden, zamanla kurumlaÅŸarak örgütsel biçimlere bürünen üç ayrı çizgi doÄŸdu. Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) bir yanı temsil ederken, belli bir geliÅŸmenin sonuçlarını verebilecek en az süre sonra Türkiye Halk KurtuluÅŸ Partisi ve Cephesi (THKP-C) ve Türkiye Halk KurtuluÅŸ Ordusu (THKO) kuruluyordu.
TİİKP, baÅŸtan itibaren Sovyetler BirliÄŸi’ne karşı oldu ve dünya ölçeÄŸindeki ayrışmada Çin Komünist Partisinin (ÇKP) başını çektiÄŸi tarafta yer aldı. TİİKP, MDD çizgisi içinde bir kopuÅŸ temsil etmektedir. MDD çizgisinden kopuÅŸ (bu, devrimci bir kopuÅŸ olacaktı) bu gruba nasip olmamıştır.
THKO ve THKP-C bizzat Perinçek grubunun da saÄŸcı çizgisine ve bir bütün olarak sol hareketin reformizmine bir tepki olarak kuruldular. THKO ve THKP-C, Türkiye’de sınıfsal zeminlerde mayalanan devrimci dinamiklerin dolaysız siyasal yansımalarıdır. Bu gerçekleÅŸmiÅŸ devrimcilik, rahatlıkla bir sabit nokta olarak alınabilir.
TİİKP, görece teorik ve sistemli bir bakış açısına sahip ve Marksizm-Leninizm’in temel terim ve tezleriyle konuÅŸurken, THKO ve THKP-C’nin içinde olduÄŸu devrimci pratik hattına gelemedi. Bu iki devrimci hareket ise çeÅŸitli düzeylerde etkilenmelerine raÄŸmen Marksizm-Leninizmin sistematik düşünme evrenine lafzen dahi girememiÅŸlerdir.
İşte, İbrahim Kaypakkaya ve onun “TKP-ML” Hareketi, özgül yollarında ilerleyen bu iki ayrı çizgiye bir üçüncü olarak, geliÅŸmeyi aÅŸamasına götüren kuvvet olarak, bir moment olarak müdahale ederek ortaya çıktı.
TİİKP DoÄŸu Anadolu Bölge Komitesi (DABK) Sorumlusu İ. Kaypakkaya’nın önderlik ettiÄŸi bir grup, Nisan 1971’de öne sürdüğü bazı tezlerle muhalefetini belirtti. Nihayet. İ. Kaypakkaya tarafından kaleme alınan ve “DABK Kararı” adını taşıyan Åžubat 1972 tarihli metin, muhalefetin ayrılması anlamına geldi. Pratikte somutlanan temel gerekçe, TİİKP çizgisinin devrimci olmadığıydı.
İ. Kaypakkaya, sonraki aylarda geliÅŸtirdiÄŸi tezlerle sadece TİİKP’ten kopmakla kalmıyor, bir bütün olarak Türkiye sol hareketinden kopuyordu. Kaypakkaya, “eleÅŸtiri silahı”nı büyük bir beceriyle kullanıyordu ve sonuçta bütün enerjisini yönelttiÄŸi bir hedef vardı: Kemalizm.
“Åžafak revizyonistleri (TİİKP), kendi boÅŸ hayallerini gerçeklerin yerine koymaya çalışıyorlar, ülkemizde bir yığın revizyonist ve oportünist klik bilhassa Kemalizm konusunda aynı ÅŸeyi yapıyor. Özellikle Kemalizm konusunda, orta burjuvazinin gerçeklere aykırı idealist yargıları öylesine beyinlere yerleÅŸmiÅŸ, beyinlere öylesine tekel kurmuÅŸtur ki, Kemalizmin komünistçe deÄŸerlendirilmesi artık imkansız hale gelmiÅŸtir.
Kemalizmin, komünistçe deÄŸerlendirilmesi gerekmektedir, çünkü Marksist olmanın ilk ve temel adımı burjuva ideolojisiyle bütün baÄŸları koparmaktan geçer ve Türkiye’de burjuva ideolojisinin tek belli baÅŸlı biçimi Kemalizmdir. Kemalizm politik varoluÅŸlarının çeÅŸitli iç düzeylerinde, sol hareketin (devrimci hareket dahil) bütün üyelerini etkisi altına almıştı. Burjuva ideolojisinin özgül biçimi olan Kemalizm, sol hareket üzerinde etkiler bırakıyordu. THKP-C ve THKO Kemalizmin ideolojik reddini gerçekleÅŸtirememekle birlikte, politik pratiklerinde onun dışına çıktıkları için ve o oranda devrimciydiler. Yani ideoloji bire bir olarak politikaya yansımamıştır.
“Åžimdi iyi biliyoruz ki, bizim Kemalizm. konusundaki yargılarımız, Çetin Altan, DoÄŸan AvcıoÄŸlu, İlhan Selçuk’tan tutun da, TİP, M. Belli, H. Kıvılcımlı, TKP, THKP-C, THKO ve Åžafak revizyonistlerine kadar, bütün burjuva ve küçük burjuva örgüt ve akımlarını ayaÄŸa fırlatacaktır.
İ. Kaypakkaya tespiti koyuyordu: Komünist olmanın ilk ve temel adımı Kemalizmin reddedilmesiydi. Lenin’in yöntemiyle “çubuÄŸu tersine büküyor” ve bunu baÅŸarıyordu Kaypakkaya. Bu baÄŸlamda, Kemalizmin tarihsel karakterinin ne olduÄŸu deÄŸil, bugüne tarihsel etkisinin ne olduÄŸu önemliydi. 0, solda etkili olan birçok eÄŸilimin nedeninin Kemalizm olduÄŸunu belirtiyordu.
Kaypakkaya, Kürt sorununda ilk defa hakim ulus ÅŸovenizmini kırmış ve Marksist-Leninist konum almış bir enternasyonalist devrimcidir. 0, TİİKP’in ÅŸahsında bütün Türkiye solunu, kendi kaderini tayin hakkını Kürt ulusunun ayrı devlet kurma hakkı olarak anlamadıkları için eleÅŸtiriyordu. Ayrılığın propagandasını öncelikle ezen ulus komünistleri yapmalıydı.
0, Türkiye’de kapitalizmin niteliÄŸi ve geliÅŸme doÄŸrultusunu doÄŸru tespit etmiÅŸ ve kapitalizmin gerici tarzda da geliÅŸebileceÄŸini ve feodalizmin tasfiye olabileceÄŸini belirterek gelecekteki bilimsel çalışmalar ve politik öngörüler açısından zemin hazırlamıştır. 0, bu tespitte de ilk olma özelliÄŸini taşımaktadır. Bu nokta ileride güçlü tarihsel sonuçlara yol açacaktır. Fakat Kaypakkaya’nın kapitalizmi kavrayışının Maocu deÄŸil Leninist olduÄŸu kuÅŸkusuzdur. Parti, devlet, mücadele ve devrim konularını da eklersek, “TKP-ML” Hareketinin 72’deki politik çizgisinin, diÄŸer sol hareketlerin hayli ilerisinde ve görece tutarlı bir bütün oluÅŸturduÄŸunu söylemek, gerçeÄŸin kendisini çıplak olarak ifade etmekten baÅŸka bir ÅŸey olamaz.
Bu ayrımı koyduktan sonra, “somut olarak görme”nin ilk elde mümkün olamayacağı bir problematiÄŸe gelebiliriz: Kaypakkaya’nın Marksizmi ile MaoculuÄŸun iliÅŸkisinin anlamı.
Marksizm, bir defada yapılıp bitmiÅŸ bir dogma deÄŸildir. Kendisini, teorik olarak tarihsel unsura baÄŸlamış bir öğretidir. Ortaya çıkışından itibaren bütünlüğünün bir ucunu, pratikle organik iliÅŸkisi teÅŸkil eder. Goethe’nin Faust’a söylettiÄŸi sözü, ‘‘Dur ey zaman!” sözünü, hiçbir Marksist, Marksizme iliÅŸkin olarak sarf edemez. Marksitler ancak çatışmalı ve eksikli bir Marksizm gerçekleÅŸtirebilirler.
Tertemiz bir teori ve bu teorinin “sağın” bir uygulanışını arayanlar, sonuçta “doÄŸru teori”yi yanlış pratize ederler. Bu, aydınca bir arayıştır. BaÅŸka bir dünya, baÅŸka bir ülke ve insanlar bulunamayacağına göre, Marksizm özgül tanımında somut özelliklere yer vermek durumundadır ve zaten tarihsel materyalizm bu konuyla uÄŸraşır.
1960’lı yıllarda Uluslararası Komünist Harekette büyük bir çatışma yaÅŸanmış ve ÇKP önderliÄŸinde ve Arnavutluk Emek Partisinin (AEP) de baÅŸlıca tarafını oluÅŸturduÄŸu bir kesim, Modem Revizyonizmin karşı devrimci kampanyasına karşı durmuÅŸtur.
Bu bir devrimci mücadele hattıydı ve gerçek Marksist-Leninistler, küçük burjuva devrimcileri ya da devrimci ya da devrimci rüzgara kapılmış çeÅŸitli burjuva demokrat akımlarla yan yanaydılar. U’K’H içinde Mao Zedung Düşüncesi’nin (MZD) ideolojik hegemonyası söz konusuydu. İdeolojik düzeyde anti-Marksist olan MZD, politik düzeyde önemli bir devrimci rol yüklenmiÅŸti ve politik mücadelenin çok öne çıktığı o dönemin uluslararası konjonktüründe, ÇKP ile yan yana olmak ağır pratik sorunlara yol açmıyordu. Yani ideolojik hegemonya politik hegemonya anlamına gelmiyordu. Dönemin belli baÅŸlı komünist partileri ve hareketleri, U’K’H ÅŸemsiyesi altında mücadele ediyorlardı. Bu durumun en pratik ifadesi, komünistlerdeki Maocu söylemdi. Uluslararası politik ÅŸartlar komünistleri U’K’H ÅŸemsiyesi dışına çıkmamak durumunda bırakıyordu. İçte Kaypakkaya’ya ulaÅŸan, uluslararası komünist hareketin Maocu biçimlerle özgülleÅŸmiÅŸ Marksizmiydi.
Böylesi manzaraları analiz etmek için “ne mikroskoptan yararlanılabilir ne de kimyasal ayıraçlardan. Her ikisinin de yerini soyutlama gücü almalıdır”. (Marx)
Kaypakkaya’nın bu tarz bir “soyutlama gücü” için nesnel ve öznel ÅŸartları var mıydı? Hayır! 0, Marksizmi kavrayışın bu ‘aÅŸamasına geçmek için gerekli hazır zeminlerden yoksundu. Türkiye toplumu teorik geleneÄŸe ve ciddi bir aydın birikimine hiçbir zaman sahip olmamış ve Marksizm sadece birtakım eÄŸitilmiÅŸlerin kültürel “kazanımı” olmuÅŸtu.
Kaypakkaya, Marksizme, güçlü bir politik geleneÄŸe sahip toplum zemininden kalkarak pratik-politik düzeyden ulaÅŸtı. 0, temel tarihsel ayrım çizgilerini çekmeyi baÅŸardı. TİİKP’te bir retorik olan temel Marksist ilkeler, Kaypakkaya’da, bir ayağını da devrimci gençlik hareketine uzatmasıyla, can ve kan kazandılar. Bu, teoriyle pratiÄŸin bir tür birliÄŸiydi ve Kaypakkaya, bu organik baÄŸdan hareketle diÄŸer iki devrimci örgütün yapamadığını yaptı. Politik düzeyde inÅŸa ettiÄŸi Marksist kavrayışının yardımıyla, devrimci niteliÄŸi pratik mücadeleden ideolojik mücadele alanına taşıdı. Buradaki en büyük hedefi, güçlü politik etkileri olan Kemalist ideolojiydi.
Öte yandan, devrimci bir politik hatta sahip olmayan TİİKP, retoriÄŸindeki özgül Marksizmin sadece Maocu biçimini organik bir edinime tâbi tuttu. İşte bu yüzden aynı “kaynak”tan alınan Marksizm, "TKP-ML” Hareketinde Kemalizmin nasıl reddedileceÄŸinin yolunu gösterirken; TİİKP’de, Kemalizme nasıl sahiplenileceÄŸinin anlayışı oldu.
Maocu ideoloji, kuÅŸkusuz Kaypakkaya’nın devrimci politik konumlanmasında güçlü etkilerde bulundu. Fakat bu, geniÅŸ bir tarihsel çerçeveden bakıldığında, onun Marksizmi esas olarak uyguladığı pratik-politik düzeyde kısmi etkiler olarak kalacaktır. Maoculuk, deyim yerindeyse, Kaypakkaya’nın iÄŸreti bilincidir.
Kaypakkaya, Maoculuğu kapıdan buyur edip (lafzı ve bilinci budur) pencereden kovmuştur (politik varoluşu ve eylemi de budur).
Kaypakkaya’nın Marksizmi; ülkenin veri siyasal geleneÄŸi, devrimci gençlik hareketi ve “Marksist Teori"nin (Marksist Teori ile uluslararası konjonktürdeki Marksizm anlayışının kaynaÅŸtığı bir tarihsel biçim olarak Marksist teori) kaynaÅŸtığı bir tarihsel Marksizm biçimidir.
Türkiyeli komünistlerin görevi, Marksizm kavrayışında tarihsel öğeye daha az yer vermek ve uluslararası komünist hareketin “Fetret Devri”ni sonlandırmak, Lenin ve Stalin döneminin etkin teorik-politik önderliÄŸini yaratmak için ve devrim için, bayraklarını daha da yükseklere çekmek olmalıdır.
İbrahim Kaypakkaya:
Teorinin atan yüreği pratiğin işleyen beyni
Nereden geliyor ve nereye gidiyoruz? Nereye gittiğimizi ifadelendirmedeki temel araçlarımızdan biridir nereden geldiğimiz. Politik hattımızda ortaya çıkmış ve çıkacak çatışmaların çözümünün ne yönde olduğu/olabileceğini ortaya koyabilmek, neyin nasıl egemen olacağını bilmek için nereden geldiğimizin bilinmesi gerekir.
18 Mayıs 1973; nereden (ve kimden) geldiğimize ilişkin bir gündür.
İbrahim, kısa devrimci yaÅŸamım yoÄŸun olarak sürdürmüş, kendisine, 1960’lı yılların sonlarındaki devrimci romantizm açısından dahi görkemli sayılabilecek misyonlar yüklemiÅŸ bir devrimciydi. “Zeki ve inatçı” biri olarak nitelenen İbrahim, erken yaÅŸlarda mücadeleye atılmış, bulunduÄŸu örgütte baÅŸlattığı Marksist-Leninist muhalefet hareketini kısa süre içinde örgütsel sonuçlarına götürmüş ve “TKP-ML” Hareketinin kurucu önderi olmuÅŸtur. önderliÄŸi altında yürütülen politik faaliyetin bir yılı henüz dolmadan düşmanın eline geçmiÅŸ ve aylar süren, bir direniÅŸ destanının yaratıldığı iÅŸkencelerden sonra 18 Mayıs 1973’de, Diyarbakır’da öldürülmüştür. 0 henüz yirmi dört yaşındayken, sol hareketin anlı ÅŸanlı gediklilerinin havsalasının alamayacağı politik vaziyetler almış bir politikacı olarak yaÅŸamını noktalamıştır.
İ. Kaypakkaya’nın çıkışı, 12 Mart dönemine gelen sol hareketin çeÅŸitli kesimlerinin çıkışsızlığına karşı bir çıkıştı. 0, özgülleÅŸemediÄŸi için devrimci olamayan “teorik bakışlı” bir yapıyla; devrimciliÄŸini, belli baÅŸlı olarak sadece özgül sosyopolitikadan besleyen hareketin yetmezliÄŸini reddederek; fakat birinin devrimciliÄŸi diÄŸerinin programatik disiplinini almak suretiyle, aktif bir baÄŸlantı kategorisi olarak politik sahnede yerini aldı.
Onun, Marksizme iliÅŸkin deÄŸerlendirilmesine de, Marksizmin öncel baÄŸlantı kategorisinden, bir yandan teorisi ve pratiÄŸinin, diÄŸer yandan bilimi ve felsefenin dolayımından, yani politik düzeyden yola çıkılarak giriÅŸilebilir. Teorinin, pratik iÅŸlev gördüğü ve dolaysız devrimci pratiÄŸin, pratik olarak edinilmiÅŸ teori ile bir ara kategori oluÅŸturmak üzere kesintisizce uzatıldığı; teori ile pratiÄŸin ön birliÄŸinin oluÅŸtuÄŸu bir Marksizm uygulamasıdır onunki. 0, politik olarak ve pratik-politik düzeyde gerçekleÅŸmiÅŸ bir Maksizmin temsilcisidir. Söz konusu edilen, Marksizmin, Lenin’de özel ifadelerini bulan temel politik tezlerine tekabül eden bir gerçekleÅŸmedir.
Bu ifadeler, bir soyutlama çabasının ürünüdürler. Böyle bir çabaya nasıl gelindiğini birkaç önermeyle göstermek gerekiyor:
Kaypakkaya’nın politik çizgisi devrimciydi. Bunu görmek için bir çift gözün ve bir beynin olması yeterlidir.
0 dönemde İ. Kaypakkaya, Deniz GezmiÅŸler ve M. Çayan’da temsil edilen çizgiler dışında bir devrimci politik hat yoktu.
Kaypakkaya’nın devrimciliÄŸi THKO ve THKP-C’nin devrimciliÄŸinden radikal bir farklılık gösteriyordu. Kaypakkaya, kesintisizce ilerletilmiÅŸ ve bu anlamda burjuvazinin olası devrimciliÄŸinin bütün etkilerinden sıyrılmış, ondan kopmuÅŸ bir devrimci niteliÄŸe sahipti. Bu yan, çeÅŸitli uzanımlarıyla Kemalizme karşı açılan ÅŸiddetli savaÅŸta somutlanıyordu. Kaypakkaya’nın devrimciliÄŸinin diÄŸer devrimcilerden radikal farkı, bugünkü tartışmalar açısından vurguya ihtiyaç gösteriyor. Çünkü toplumsal ve teorik olarak, bugünle organik bağı içinde kesintisizce geleceÄŸe uzatılmış bir devrimcilik, savaÅŸ silahı olan Marksizme özgü bir devrimciliktir.
(Politikada) Marksist olmanın ilk temel şartlarından biri -olanca politik anlamıyla- devrimci olmaktır.
0 halde Marksizm, devrimci olmayan politik çevrelerde aranmayacaktır.
Devrimci politik güçlerin ikisi (THKO ve THKP-C) ise küçük burjuva demokratizmiyle ağır ÅŸekilde sakatlanmıştır. THKO ve THKP-C’nin devrimci birer hareket oldukları ne kadar açıksa, ondan etkilenmekle birlikte Marksist olmadıkları da o kadar açıktır. Zaten Türkiye’de devrimci hareketi eleÅŸtiren k-b sosyalisti ya da revizyonist külliyat, bu hareketlerin Kemalizmin ağır etkisinde olduklarını sıkça iÅŸleyerek kendilerinin sözümona “Kemalizmden uzak” reformizmlerim aklıyorlar. Bu iÅŸlem sırasında da istisnasız hepsi, Kaypakkaya adındaki anti-Kemalist gerçeÄŸi görmezden geliyorlar.
Son önermeyi kestirebilmek artık mümkün: 12 Mart dönemi Türkiyesi’nde Marksist arayan birinin, dikkatini ve sorularını yönelteceÄŸi biricik politik kiÅŸilik İ. Kaypakkaya ve biricik politik çizgi “TKP-ML” Hareketinin çizgisidir.
Kaypakkaya’nın Marksist olduÄŸunun tanıtlanması bu açamadan sonra gelir ve bir soyutlama içlemi gerektirir. Lenin, en basit ilkel soyutlamada dahi idealizmin olanaklarının ortaya çıktığını belirtiyordu. Fakat, “genelin önde gelen çözümünü bulmadan, parça parça sorunları ele almak mümkün deÄŸildi ve soyutlama, zorunlu bir iÅŸlemdi.
İdealizm tehlikesinin ortaya çıktığı alana girip savaÅŸmayı göze alamazsanız, Kaypakkaya’nın politik çizgisini, “küçük burjuva devrimci demokrasisi içinde Marksist proleter sosyalizmine en yakın olan” gibi ne idüğü belirsiz, ayrımları kategorik kılma kudretinden yoksun ve pısırık bir ifadeyle tanımlarsınız.
Türkiye sol hareketinin tarihini ele alanların, bir-iki dürüst istisna dışında neredeyse tümünün “paradigma”ları, İ. Kaypakkaya’nın politik varlığını yok saymak üzerine geçerli olabiliyor. Politik tezleri ve eylemleriyle Kaypakkaya, kendisini pozitif bir temel olarak almayanları tutarsızlığa mahkum ediyor.
Kaypakkaya, 1972’de açtığı kanal vasıtasıyla, Türkiye devrimci hareketinde iki temel gelenekten birinin, komünist geleneÄŸin baÅŸlatıcısıdır. 12 Mart dönemi sonrası, politik ve organik ardılı olan TKP-ML Hareketi ile birlikte THKO ve THKP-C’den dönüşerek ya da koparak, onun açtığı politik kanal çerçevesinde konumlanan hareketler, genel varoluÅŸları ve karakteristikleriyle bir gelenek oluÅŸturdular. Fakat, genel olarak komünist geleneÄŸin üyelerinin, Kaypakkaya ile aralarındaki dinamik politik bağın yeterince ayırdında oldukları söylenemezdi.
Komünist hareketler geleneğinin üyeleri, tarihin politik bilincini kesimsel bilincinin üstüne çıkaramadıklarından (aslında bu eksiklikten TKP-ML Hareketi de bağışık değildi) politik miraslarını tutarsızca reddettiler.
Bugün MaoculuÄŸun etkilerinden sıyrılındığı bir dönemde Kaypakkaya’yı Maoculukla iliÅŸkisinden dolayı reddetmeye kalkışmak, MaoculuÄŸun öldükten sonra öcünü alması anlamına gelecektir. Bu, sonuçlarına uzatılırsa, 1980’li onyılın ilk birkaç yılına kadar olan tüm bir dönemin, komünist hareketin reddine konu olmasını getirecektir.
Komünist gelenekten her kim ki, 1979-80’e kadar kendisini komünist olarak deÄŸerlendiriyor; Kaypakkaya’yı da aynı ÅŸekilde deÄŸerlendirmek durumundadır. Bu, bir ele alış tarzı deÄŸil, formel bir Marksizm anlayışı açısından dahi temel bir gerçektir. Çünkü o zamana kadar herkes, Kaypakkaya ile -eÄŸer bu terimleri kullanmak gerekirse- aynı biçim ve içeriÄŸe sahip bir Marksizm savunuyordu.
Öte yandan, Türkiye Marksizmin baÅŸlangıcını, 1980 yılı veya daha yakına almak, suyu öyle bulandıracaktır ki, “kargaÅŸada Tanrının hangi fakirden yana olacağını” kestirmek pek güç olmayacaktır.
Bu, politik sonuçlarını -geçmişi bir yana bırakırsak- politik yelpazenin bugünkü heveskârları açısından, sınıf mücadelesi arenasındaki sınıfların potansiyelleri, ittifakları ve devrimin karakterinde oynayacakları rollere ilişkin olarak kapsamlı bir şekilde verecektir.
Komünist gelenekte organik olarak yer alıp, Kaypakkaya’nın mirasını reddetmek, “eski ÅŸiÅŸelere yeni ÅŸarap koymak” olacaktır. Ya birilerinin yaptığı gibi, hiç olmazsa bu alanda tutarlı olmak ve ÅŸarabı ÅŸiÅŸesiyle birlikte bir yana bırakmak gerekiyor Bu Marksist gelenekten politik bir kopuÅŸu göze almayı gerektirir. Ya da ÅŸu veya bu tarihsel unsurun görüntü dünyasında kaybolmadan, komünist devrimci nitelik ve gelenekte, politik ayrımlarıyla birlikte ısrar etmek gerekiyor.
Kaypakkaya’nın söz konusu tarihsel görünüşünü doÄŸru olarak kabul edenlerle, (Kaypakkaya’yı) o görünüşe indirgeyerek reddedenler, devrimci ve komünist hareketin tarihine ayrı yerden bakıyorlar.
Bu, formel bir Marksizm anlayışıdır. Marksizmin kendisini (Marksist hareketi de nesneleştirmek gerektiği anlamda) tarihsel materyalist bir tarzda kavramadıklarını gösterdikleri gibi ve bugün bunun yapılmadığı koşullarda, pratik-politikadaki devrimci ayrıcalıklara, geleceğin de bir anlamda sigortası olduğu için, hak ettiği yeri vermediklerle anlamına gelir.
İyice anlaşılması gerekiyor Türkiye‘de Marksizm-Leninizm, Kaypakka’dan bu yana kendi içerisinde geliÅŸmeler göstermiÅŸtir. Bu geliÅŸme, ana kanalım tarihsel itilimlerin oluÅŸturduÄŸu bir geliÅŸmedir. GerçeÄŸi kendi dar ufku sanan kimilerinin büyük bir azametle yaptıkları gibi işçi sınıfının, Marksizm tarafından ortaya konan tarihsel rolünü “keÅŸfetmek”, Türkiye toprağında hiç de yeni deÄŸildir.
1979-80 yılları ve içinde bulunduğumuz son yıllar, Maksizmin kavranışındaki gelişmenin açama kaydettiği yıllan olduğu doğrudur.
Fakat sadece gelişme aşamaları...
Kaypakkaya’nın, Marksizme iliÅŸkin büyük kopuÅŸundan sonra, yaÅŸanması gereken Marksizm içi sıçramalar yaÅŸanmamıştır. Eksikliklerin, yukarıda belirtilen yıllarda üstesinden gelindiÄŸi yanılsamasına kapılmak, dikkatleri, artık doÄŸal sınırlarına gelindiÄŸinin güçlü sinyallerini veren Kaypakkaya orijinli Marksizmimizin eksikli yapısına yöneltmemizi engelleyecektir. Bugün komünistler arası birliÄŸin, küçük burjuva sosyalizmi ve devrimciliÄŸi ile aramızda yeni radikal ayrım çizgileri çekmemizden besleneceÄŸini de politik varoluÅŸumuza güçlü çekiç darbeleriyle ve incelikle nakÅŸetmemiz gerekiyor.
Konu: devrim
fasizmin katlettigi bir delikanlı
Bağlantı »